Solda güneş yükseliyordu, güneye giderken.
İnsanların yeryüzünde yön bulma çabasındaki en güçlü ve doğal yardımcısı Güneş’e dair güzel bir şarkı sözü. Güneş doğudan doğar ve batıdan batar; güneye giderken onu solda görmek, doğru yönde ilerlediğimize dair güçlü bir işarettir.
Bazı doğruların yanında, geçerli oldukları koşullar gizlidir. Örneğin suyun 100 derecede kaynadığını birçoğumuz ezbere bilsek de bu koşulsuz bir gerçek değildir. Bu doğrunun arkasında çoğu zaman dillendirilmeyen ama doğru olarak kabul edilen bazı koşullar vardır, buna kabaca NŞA; yani normal şartlar altında diyebiliriz.
Bir kuş gibi süzülerek uçmadığımızı ve bir araba ile gittiğimizi düşününce, güneşin solda yükseliyor olması rotamızın doğru olduğunu garanti etmiyor. Yeryüzü de gökyüzü kadar pürüzsüz ve engelsiz olmadığı için yollarımız da buna ayak uyduruyor. En nihayetinde güneye gitmek için bazen doğuya, batıya ve hatta kuzeye gitmemiz gerekebiliyor. Bir dağın arkasındaki sahile erişmek için hazır olan sistemi, yani yolu takip edip yönümüzü geçici olarak çevirerek ilerleyebileceğimiz gibi, dağı delip içinden geçmek de mümkün. Ancak bu çok daha fazla enerji gerektiren başka bir çözüm.
Ben de önüme çıkan dağları delmenin, hedefime ne kadar bağlı olduğumu gösterdiğini düşünüyordum. Özel hayatımda veya iş hayatımda hedef ile aramdaki mesafeyi biliyorsam, doğrudan, dağları delerek ilerlemenin en mantıklı yol olduğunu varsayıyordum. Zira çıkış noktam, varış noktam ve arada katedilecek mesafe belliydi. Tüm bunlar belliyken içinde bulunduğum sistemi sorgulayıp yolları takip etmeye gerek olmadığını düşünüyordum. Dağları delecektim, kendi yolumu açacaktım ve uğruna harcadığım bu enerjiyi de çabamın göstergesi olarak gururla sergileyecektim.
Bu yaklaşım, özel hayatımda da iş hayatımda da farklı insanların, ilişkilerin, projelerin ve sistemlerin mevcut olduğunu, en nihayetinde basit bir hedefin arkasındaki karmaşık sistemi görmezden gelmeme sebep oldu.
Hedeflerimin hepsine dağları delerek ulaşabildiğim, harcadığım enerjiyi gururla sergileyip “başardım” diyebildiğim için günün sonunda sistemi ve başarılarımı sorgulamam gerek kalmıyordu bile. Yola çıkarken sahip olduğum güç, kullandığım çözüm yollarını sürdürmemi sağladı ve bu yolda harcadığım enerji ile daha da güçlenip kendi yöntemlerime daha çok bağlandım.
Benimsediğim çözüm yöntemlerine daha fazla enerji harcadıkça ve başarılı oldukça bu yöntemlere daha çok güvenmeye başladım. Yöntemlerimin başarılı olabileceği sınırlarını görene kadar bu şekilde devam ettim. Başarılarımı sorgulamak gibi bir alışkanlığım da olmadığı için başarısız olana kadar herhangi bir alternatif çözüm yöntemi, yol veya sistem aramadım. Ufak tefek başarısızlıklarımı sorguluyordum, çünkü sonuç beni durduruyordu. Ancak başarıyı çoğu zaman sorgulamadım, çünkü sonuç beni hep tatmin ediyordu.
Tüm bu başarı ve başarısızlıklardan nihai çıkarımım; bir amaç uğruna yolculuğa çıkmadan, hatta her adımda doğru varsaydığım koşulları sorgulamak ve sistemi anlamaya çalışmak oldu.
Güneş doğudan doğmaya devam ediyor, hedefim de hâlâ güney olabilir. Ancak artık farkında olduğum ve kabullendiğim bir gerçek var: Kuş değilim ve gökyüzünde uçmuyorum. Zamanla, insanlarla ve ilişkilerle birlikte sürekli değişen bir labirentin içindeyim. Dolayısıyla hedefime ulaşmak için doğrudan ilerlemek yerine, içinde bulunduğum sistemi de görmeye çalışıyorum.
İçinde bulunduğumuz sistemin farkında olduğumuzda, güneye varmak için bir süre kuzeye de gidilebileceğini öğrendim.